Duygu Erdoğan – Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31, uluslararası düzeyde bir “uygulama COP’u” yaklaşımıyla değerlendirilmesi açısından son derece önemli bir etkinlik olarak görülüyor. Bu çerçevede, birçok alanda somut adımların atılacağı öngörülmekte. Bu ana konulardan biri de iklime dirençli şehirler ile 2035 yılına kadar yapı sektöründe enerji yoğunluğunun en az yüzde 25 azaltılması hedefidir.
Türkiye’nin COP31 ‘Aksiyon Ajandası’nda ‘İklim Dirençli Şehirler’, önemli bir gündem maddesi olarak yer alacak. Binalar ve şehirler, iklim değişikliğiyle mücadelede daha önce geri planda kalan alanlar olarak değerlendiriliyordu; fakat artık çözümün merkezinde olmaları gerektiği anlaşılmış durumda.
Büyükşehirlerin ‘riski’
Küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 70’inden sorumlu olan şehirler, iklim değişikliğinin etkilerini de en şiddetli biçimde yaşayan yerleşimler arasında bulunuyor. COP31 Aksiyon Ajandası, binaların emisyonlarının düşürülmesi, yeşil bina standartlarının yaygınlaştırılması ve kentlerin iklim yatırımları için finansmana erişimlerinin artırılmasını gündeme getiriyor.
İklim değişikliğiyle mücadelede şehirlerin ve yapı sektörünün rolü giderek artıyor. Dünya genelinde sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 70’ini üreten şehirler, aynı zamanda sel, kuraklık ve aşırı hava olayları gibi iklim riskleriyle yüz yüze kalıyor. Büyük şehirlerin yaklaşık yüzde 15’i hem aşırı sel hem de kuraklık riski taşımaktadır. Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’in Aksiyon Ajandası’nda yer alan “İklim Dirençli Şehirler” başlığı, kentlerin bu risklere karşı hazırlıklı olmasını ve düşük karbonlu dönüşümün hızlandırılmasını amaçlamaktadır.
3 Temel Alan Var
COP31’in yaklaşımında binalar, altyapı ve finansman birbirini destekleyen üç temel alan olarak öne çıkmaktadır. Yapı sektöründe emisyonların azaltılması için binaların yalnızca kullanım sırasındaki enerji tüketiminin değil, tasarımından inşaatına, kullanımından yıkımına kadar tüm yaşam döngüsünün göz önünde bulundurulması planlanmaktadır. Düşük karbonlu yapı malzemeleri, enerji verimli tasarımlar ve üretim sürecinde oluşan gömülü karbonun azaltılması bu dönüşümün ana araçları arasında sayılmaktadır.
Aksiyon Ajandası’nın vurguladığı diğer bir konu ise yeşil bina sertifikasyon sistemlerinin yaygınlaştırılmasıdır. Şeffaf ve karşılaştırılabilir standartlarla sürdürülebilir binaların daha görünür hale gelmesi hedeflenmekte; yüksek çevresel performans gösteren yapılar piyasada daha fazla dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.
Bu yaklaşım aynı zamanda gayrimenkul ve inşaat sektöründe enerji verimliliği, malzeme seçimi ve çevresel performansın yatırım kararlarındaki önemini de artırmaktadır. Binaların karbon ayak izinin azalması, iklim hedeflerinin yanı sıra yapıların uzun vadeli performansı ve kaynak kullanımı açısından da kritik öneme sahiptir.
‘Görüşe Açacağız’
‘Aksiyon Ajandası’nı tanıtırken ‘dirençli şehirler’ konusunda önemli bir başlık açtıklarını dile getiren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum şu ifadeleri kullandı: “Dirençli Şehirler, Eylem Gündemi’mizin öne çıkan konularındandır. Bu başlığın pek çok alt boyutu bulunmaktadır. Ancak bu aşamada özellikle binalarda emisyon azaltımı hedefimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Binalarda emisyonların düşürülmesi ve enerji verimliliğinin artırılması, şehirlerin iklim direnci açısından hayati öneme sahiptir. Bu bağlamda 2035 yılına kadar bina sektöründe enerji yoğunluğunun en az yüzde 25 oranında azaltılması hedefimizi tarafların görüşüne sunmak istiyoruz.”
Finansman Sınavı
İklim dirençli şehirlerin oluşturulmasında en kritik konulardan biri yatırım gereksinimleridir. Yerel yönetimlerin düşük karbonlu altyapı projelerini hayata geçirebilmesi için sürdürülebilir ve ölçeklenebilir finansman mekanizmalarına ulaşması gerekmektedir. COP31 Aksiyon Ajandası, kamu ve özel sektör sermayesinin harekete geçirilmesini ve belediyelerin iklim yatırımları için finansman kapasitelerinin güçlendirilmesini amaçlamaktadır.
COP31’in İklim Dirençli Şehirler gündemi, iklim hedeflerinin somut yatırımlara dönüştürülmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Binaların emisyonlarının azaltılması, ortak çevresel standartların benimsenmesi ve yerel yönetimlerin finansmana erişimi gibi unsurlar daha yaşanabilir ve iklim risklerine karşı dayanıklı şehirler için belirleyici başlıklar arasında öne çıkmaktadır.